Navigation
  • Hakkımızda
  • Blog
  • Galeri
  • İletişim
Şahsına Münhasır Meyhane
  • Hakkımızda
  • Blog
  • Galeri
  • İletişim

Set your main menu in Appearance > Menus

Şahsına Münhasır Meyhane
  • Hakkımızda
  • Blog
  • Galeri
  • İletişim
Büyük halini görüntüle
meyhane

MEYHANELERİN DİLİ OLSA…

 

İstanbul meyhaneleri,  tarihi Bizans Dönemine dayanan, Osmanlı’da bambaşka bir kimlik kazanıp nesiller boyu benzer gelenekleri “dil” ve tanımlar değişse de sürdüren birer kültürel mirastır aslında. Salt içmek ve yemek kültürü üzerinden değil, kendine ait lügatıyla ve iş tanımlarıyla, müşteri türleriyle ve gelenekselleşmiş alışkanlıklarıyla toplumun enteresan bir parçası haline gelmiş olması tesadüf olarak görülemez.

Eski İstanbul kimliğinin tamamlayıcısı meyhaneler, bulundukları semtler, sahiplerinin isimleri hatta daha çok lakapları, mekana özgü bazı farklı dekoratif unsurlarıyla anılırlardı. Bu da her meyhanenin kendine ait bir dil geliştirmesine, bunların da zaman içerisinde bütünleşmesine neden oldu. Eski kültürde meyhanelerin kendi içinde kesin, yazılı olmayan hiyerarşik bir yapısı söz konusuydu. Herkes her meyhaneye gidip, içki içemiyordu. Tam da bu noktada meyhanelerin kendi jargonu oluşmaya başladı. Söz gelimi günümüzde meyhanelerin sürekli, müdavim müşterisi için sık sık kullandığımız “gedikli” tanımı aslında kalantor diye tabir edilen müşteriler varken meyhaneye gidemeyen, onların olmadığı zamanlarda ayakta içip giden ayaktakımı müşteriyi kastediyordu. Tabii bu tanım zamanla, meyhanenin gediklisi olmaya kadar evrilip, müdavimle eş anlamda kullanılır hale geldi. Aynı dönemlerde “koltuk meyhane”  isminde, gizli ve kuytuda, klasik meyhane konsepti taşımayan yerlerde kurulan rakı sofralarını imleyen bir tanıma da rastlanıyor pek çok kaynakta. Bunun günümüzdeki hali, bir köşesini çilingir sofraya ayıran balıkçı barınakları, ya da kaldıysa esnaf dükkanları… Yine o dönemlerin içki kültüründen doğan “küfelik olma” tabiri de meyhanenin kendi edebiyatından çıkmadır. Öyle ki rakı sofrasında sarhoş olunmaz kuralını sürekli dillendirsek de her bünyenin aynı olmadığı gerçeğini değiştirmiyor bu kural. Haliyle terimler gerekliliklerden ve neticelerden doğar kabulüyle, küfelik de meyhanede haddinden fazla içen ya da meyi bünyesi taşıyamayan müdavimler için meyhanelerin eski dönemlerde hazır bulundurduğu hamallarca taşınmayı kast ediyordu.  Meyhanenin olduğu semti, müşterinin yaşadığı yeri iyi bilen bu taşıyıcılar, küfeye attıkları sarhoş müşteriyi sağ salim evine götürmekten sorumluydu. Gülümsemeyi de yedeğinde tutan oldukça hoş bir gelenekti bu aslında. Eski İstanbul meyhanelerinin zamanında dile pelesenk ettiği en ilginç deyimlerden biri de “yumruk mezesi”ydi. Günümüzde ancak eskilerin iyi bildiği bu tanım ayaklı meyhanelerde hızlıca içen kişinin rakıyı ya da şarabı bir dikişte bitirdikten sonra elinin tersiyle ağzını silmeyi anlatır. Mezeden söz edildiği halde gerçekten mezeyle ilintisi olan bir deyim de “göz mezesi” idi; bu ünlü şair ve yazarların bile ritüellerine dahil olmuş bir alışkanlığın adıydı. Sırf göz zevkine hitap ettiği için, yenmeyecek bile olsa masaya alınan mezeye göz mezesi deniyordu.

Aslında Eski İstanbul Meyhanelerinin pek çok unutulmazı arasında, bu birbirinden ilginç ve her biri güzel hikayeler barındıran tabirler de rakı içmenin, rakı sofrasının ve mey adabının bir parçası. Geleneği gizlice yaşatan dildir. Dile pelesenk alışkanlıklardır. Dilin yaşattığı her şey kalıcılığını bu yüzden sürdürebiliyor. Bu yüzden meyhanelerin bir dili vardır ve günümüzde hala; çoğu kez anlamını bile bilmeden kullandıklarımız arasında usulca yer alır.

A.MARİKA SAĞLAM

was last modified: Haziran 21st, 2018 by MeRtEfEhaNe
Share Post
Previous
MÜDAVİM MEYHANELERİ
Next
MEYHANE DEDİĞİN…

Related posts

Yazıyı Okuyun
meyhane

MEYHANE DEDİĞİN…

9 Temmuz 2018 at 09:24 by MeRtEfEhaNe / 0

Meyhaneler bir kültürün en incelikli süregeldiği yerlerden biridir. Orada yaşananlar, konuşulanlar ve mekanın atmosferi gerek dönemi, gerekse yaşanan sosyal süreci anlatmak için tek başına yeter de artar. Meyhanelerde, yenilen içilenler ve gelen kitle kadar mekanın dekoru da belirleyicidir. İstanbul meyhanelerinin pek çoğu mekanın adından ya da işletmecisinden ziyade dekor unsurlarıyla anılır.

was last modified: Temmuz 9th, 2018 by MeRtEfEhaNe
Yazıyı Okuyun
meyhane

MÜDAVİM MEYHANELERİ

3 Haziran 2018 at 17:54 by MeRtEfEhaNe / 0

Meyhanelerin sır saklayan duvarları vardır. Dile gelmesi en zor hikayeler rakı sofrasında dökülür ortaya. Bu bazen en yakın dosta, aynı yolun yolcusuna ya da kalpteki en özele ulaşır. Haliyle ne hatıralar, ne gizemler orada çözülür ve “rakı masasında konuşulan, rakı masasında kalır”. Bu yönüyle herhangi bir yeme-içme mekanında böylesi bir bağ söz konusu değildir. Fonda duyulan kısık müziğin akla düşürdükleri meyhane duvarlarının suskun ortaklığına emanet edilir. Meyhane işletmecileri bu anlamda birer terapist gibidir aslında.

was last modified: Haziran 3rd, 2018 by MeRtEfEhaNe
Yazıyı Okuyun
meyhane

RAKININ USTASI OLMAK, MEZENİN DE USTASI OLMAKTIR.

23 Mayıs 2018 at 16:07 by MeRtEfEhaNe / 0

Meze kültürü Türkiye’de benzersizdir. Birçok kültürün bir araya getirdiği, klasik mezeler rakı denince istemsizce akla gelendir. Rumlardan, Ermenilerden, Levantenlerden gelen bir çok damak tadı giderek buralı olmuştur. İsimleri geleneği sürdürse de bize aittir; başka yerde benzeri nedense yavan kalır. Üstelik gün geçtikçe, mutfak kültürlerinin batıdan esinlendiği kimi yeniliklerle onlar da biçim değiştirip, yeniden yorumlanan, her meyhanenin kendine özgü kimliğini oluşturan tatlar haline gelmiştir.

was last modified: Mayıs 23rd, 2018 by MeRtEfEhaNe
Yazıyı Okuyun
meyhane

OLURSA OLUR, OLMAZSA RAKI İÇERİZ

18 Mayıs 2018 at 12:47 by MeRtEfEhaNe / 0

Şair Ümit Göksel’in “O halde yarın güneş kızarınca gelirim. Olursa olur, olmazsa rakı içeriz. Olursa devam, olmazsa veda ederiz” sözü de aslında rakı içmenin kendiliğinden olan o zerafeti oldukça iyi tanımlıyor.

was last modified: Mayıs 23rd, 2018 by MeRtEfEhaNe
Yazıyı Okuyun
meyhane

NEREDE O ESKİ MEYHANELER?

17 Mayıs 2018 at 16:15 by MeRtEfEhaNe / 0

Meyhane kültürü belki de eşi benzeri olmayan ama bir şekilde sessiz sözsüz bir devir teslimle günümüze dek evrilen ve bu toprakların en eski gerçeği olarak bilinir. İstanbul’da yaşayan Rum halkının, biraz buradan, biraz da yakın adalardan usul usul getirdikleri alışkanlıklarla kendine has tabirleri bile olan bir adap ve toplaşma yeridir rakı sofraları.

was last modified: Mayıs 23rd, 2018 by MeRtEfEhaNe

Leave a reply Cevabı iptal et

Sosyal Medyada Biz


Musaade Facebook Musaade Facebook

Search engine

Use this form to find things you need on this site